|
Adrasan'dan günübirlik tekne turlarına katılanlar için, iki
seçenek bulunuyor. Bunlardan birincisi 3300 yıl önce batıp Amerikalı deniz
bilimcisi George Bas'ın üzerinde çalıştığı Fenike batığının bulunduğu
Gelidonya Burnu ve Beş adalar yönüne. Diğeri ise bu turun tam aksi yönüne
yapılan Sazak, Porto Ceneviz koyları turu.

Önce birincisine, Gelidonya Burnu tarafındaki Suluada'ya gidiyoruz. İlk
durak Suluada. Küçük bir ada olmasına karşın, adanın içinden yaz-kış soğuk
olan bir su çıkıyor. Böbrek hastaları için taş düşürmede ve kum dökmede
faydalı olduğu söyleniyor. Akdeniz foklarının (Ayı balığı da deniyor)
barınağı olan adada, balıkçılar daha çok kışın koloni halinde yaşayan
fokları gördüklerini anlatıyorlar. Yol boyunca yunuslar uzaklarda da olsa,
teknedekilere eşlik ettiklerini gösteriyorlar. Yaklaşık 1 saatlik yolculuk
sonrası, Suluada'nın uzak tarafına geçip küçük beyaz çakıl taşlarından
oluşan cam göbeği renkli plaja demir atılıyor. Gün içinde 3-4 teknenin
yanaştığı bu plajda, kendinizi doğanın natürel dokusu içinde buluyorsunuz.
Şnorkel ve gözlükle deniz dibine dalıp merakınızı gideriyor, tekneden
sahile, sahilden tekneye defalarca yüzüp temiz havanın etkisiyle iştahınızın
açıldığını görüyorsunuz.

Öğlen saatlerinde tekne mürettebatı mangalları
yakmaya başlıyor. Balık, tavuk, et ızgara, cız-bız kokuları birbirine
karışıyor. Ekmekler kesiliyor, mevsim salataları yapılıp, limonlar
bölünüyor, altın sarısı renkli patatesler kızartılıyor. İşte tam bu sırada
tuz oranı hayli yüksek denizden nasibini almış, baterinin cam derisi gibi
gergin, bronzlaşmış teninizle denizden çıkıp teknenin gölgelik bir yerinde
serinliyorsunuz. Ortaya konan yemeklerden tabağınıza alıyor ve soğuk
içeceklerle hafif hafif beşik gibi tatlı tatlı sallanan teknede yemeye
başlıyorsunuz. Kesinlikle 5 yıldızlı restoranlarda bulamayacağınız bu keyif
sırasında, bir an gözlerinizi kapayıp gerçek tatilin bu olduğunu düşünmeye
başlıyorsunuz. Yemek sonunda kalan ekmek kırıntılarını denize attığınızda
toplanan yüzlerce balık, denizi akvaryuma çevirmeye yetiyor. Öğleden sonraki
dinlenme ve yüzme molalarında, sahildeki kumluk bölgelerde kızgın kum kürüne
girme imkanı da var. Plajdan demir alıp Suluada'nın soluna paralel ilerleyen
tekneler, adanın su seviyesinde kayıkların geçebileceği bir tünele
geliyorlar. Doğanın bu şaşırtıcı sürprizi, denizin kaya ile ilişkisini
gözler önüne seriyor. Denizin durgun zamanında adanın arka yüzüne
yanaşanlar, suyun kaynağına ulaşıyor ve kaynağın çevresindeki kayalıklara
isimlerini yazmayı ihmal etmiyorlar.
Suluada'nın tam karşısında ise bir başka mola yeri, "Kelleci koyu"
bulunuyor. Yatların sıkça ziyaret ettiği bu koyda da kayalardan süzülen
tatlı su kaynaklarını görmek mümkün. İri taneli kum plajdan denize girilip
buradaki molada teknelerde kesilen, soğutulmuş karpuzlar yeniyor.

Saat
18:00'e doğru dönüşe geçilirken arzu üzerine Adrasan koy ağzındaki son deniz
banyosu molasıyla geziye son veriliyor. Tuzlu suyun kavurucu etkisi, gölgede
bile denizden yansıyan ışıklar ve ılık esen rüzgar nedeniyle bir günde
yanabildiğiniz ya da en azından kızardığınız bu gezilerin ikinci
seçeneğinde, yine Adrasan'dan çıkılıyor. Ancak bu kez Antalya yönüne
sapılıyor. İlk durak yöre halkından bile pek az kişinin bildiği çok ilginç
bir fiyord. Denizin "S" çizerek içeri haliç yaptığı bu bölüme, "Gemleyik"
deniliyor. Kaçamak yapmak ve saklanmak için ideal olan bu doğa harikasının
hemen yanı başında, hoş bir plaj bulunuyor. Aynı bölgede bir de küçük
teknelerin dönebileceği büyüklükte mavi fosforlu bir mağara yer alıyor. Su
altından karşı bölüme geçit veren bu mağaradan sonra yaklaşık 40 dakikalık
bir yolculukla, bu defa Sazak koyuna geliyorsunuz. Teknelerin uyuduğu doğal
bir liman olan bu koya "Balayı koyu" da deniyor. Yarımadanın diğer tarafında
bulunan koyun ismi ise "Porto Ceneviz". Bu yöne yapılan turlarda yine deniz
banyoları, yemek molaları verilip doğanın tüm cömertliğini içinizde
hissediyor, Adrasan'a dönerek tekne bağlıyorsunuz.
 |